01 Ocak 2020


Canımın içi! Şimdi sen; "Önümüzdeki yaz motosikletle Ege turu yapalım" diyorsun da, yaparız... Biraz sabırlı ol önce. Kaçmıyor ya Bodrum sahilleri?  Bu sene olmazsa seneye gideriz. Hem 2020'ye az önce girdik. Sen yaz tatili deyince aklıma geldi. Bak dinle bir, dinle! Şimdi sana ne anlatacağım!

Ben, çocukluğu yaylada geçmiş bir adamım. Hoş büyümüş de sayılmam ya. Yirmi dokuzumu onbeş gün önce devirdim. Gittikçe sadece yaş alıyoruz işte. Yani öyle sanıyorum. Zaten yetmişimi ancak görürüm. Fazlasında da gözüm yok. Sürekli en yakınımdaki insanların ölmesine ve hiç dinmeyen yağmura dayanamıyorum. Sanki hep sürecekmiş gibi geliyor.

Bir cuma sabahıydı. Abim ve ben öğleden sonra yapılacak olan karne töreni için hazırlık yapıyoruz. Tabi aklımız pazartesi sabahı gidilecek olan yaylada. Kırık ders notları, özleyecek olduğumuz arkadaşlıklar falan umrumuzda değil. Zaten çocukken de insan sevmiyorduk. Yani en azından ben sevmiyordum, ağabeyimi bilmem. Karnenin ve yaylada geçirilecek, çoğunlukla sisli havanın heyecanı her şeyi unutturuyordu. Muhtemelen adı da o yüzden Sisdağı Yaylası. Yalnız yaylam diye söylemiyorum havanın dumanlı olmadığı günler o kadar güzel olur ki, oracıkta öleceği gelir insanın. Öleceği gelir, öleceği gelir de beni buraya gömsünler der. Gerçi son yıllarda beton yığınına çevirdiler ama bu bizi konumuzdan biraz uzaklaştıracağı için oralara hiç girmiyorum bile.

Plastik futbol topları, kapsüllü oyuncak tabancalar, torpiller, kuran kursu icin yeşil zemin üzerine koskacaman siyah puntolarla yazılmış Elifba cüzleri, sofra sinileri, tabaklar, çanaklar, güğümler ve Emrullah amcanın 68 model kırmızı kamyonunun kasasında, nefesini tüm yolculuk boyunca ensemizde hissettiğimiz, durmadan geviş getiren, günde iki küçük bakır sahandan fazla süt vermeyen Portakal kız. Şimdi üst geçide gizlenerek, emniyet kemeri takmayan sürücelere ceza yazan trafik polisi amcalar, biz o kamyonun kasasında uçurumlu yollardan yaylaya giderken neredeydiler? 

Yaklaşık iki saat süren yolculuk sonrası obaya varınca bir çok göçün bizden önce geldiğini farketmiştik. Ki o yaştaki kadın yalnız gidemeyeceği için torunlarının okulunun yaz tatiline girmesini beklemek zorunda kalıyordu. Zaten kahvenin önünde top oynayan Ağasar ve Zıvalı uşakları iki gün önce kavga bile etmişler. Mesele de Görele mi daha güzel yoksa Beşikdüzü ve Ağasar mı? Bana sorarsanız hemen Eynesil derim. Bir müddet düşündükten sonra da Eynesil derim. Öyle de bir ait olmak hissi bu. Neyse kamyonu evin önüne yaklaştırıp göçü indirmeye başladık. Abim ve ben küçük yaşlarda olduğumuz için pek bir işe yaramıyorduk. O yüzden de babaannem "Siz gidin top oynayın" demişti. Eşyaların tamamı inip sıra Portakal kıza gelince kamyonun yanına gittik. Babannemin anlattıklarını dikkatlice dinleyerek "Tamam" dedik. Görevimiz Portakal kız inerken hayvanın kaçmasını engellemek. Genelde oldukça sakin olan hayvan tam kamyonun kasasından inmek üzereyken birden kendini benim olduğum tarafa attı ve üzerime doğru hızlıca gelmeye başladı. Aklıma hiç bir şey gelmiyordu, öylece donup kalmıştım. Sadece "Babaanne" diye bağırırken birinin beni koltuk altlarımdan tuttuğu gibi  çimlerin üzerine attığını hatırlıyorum. Gözümü açtığımda babannem, sürekli çalışmaktan nasırlaşmış elleri ve zümrüt yeşili gözleriyle sağımı solumu kontrol ediyordu. Çok belli etmiyordu ancak şimdi o anı gözümün önüne getirince en az benim kadar endişelenip korktuğunu çok iyi anımsarım. Ve bundan sonra da sadece anımsamakla kalacağım. İki aylık tedavi süreci sonunda geçtiğimiz gün babannemi kaybettik. Her şey insanlar için, ölüm de! Ancak çocukluğunuza sığdıramadığınız insanları beyaz bir örtüyle sarıp iki metrekare çukura bırakınca anlıyorsunuz insanoğlunun aslında ne kadar aciz bir varlık olduğunu. Bir sonraki bayram ellerini öpmeye gidemeyeceğinizi farkına varınca anlıyorsunuz. Toprağınız bol mekanınız cennet olsun.


1 Ocak 2020 
Mustafa Yüksel Caddesi 
Eynesil








Yorumlar

Popüler Yayınlar