DAĞLARIN ASLANI
Bugün; çocukluk anılarımıza vurulmuş bir darbedir. Koca bir boşluk oluşacak büyümeye doğru. Büyümek soğuyacak ve yalnızlaşacak. Boğazda düğüm olan, fındık toplarken söylenen eski atma türkülerde gizi kalacak. Yarım kalacak bayram hikayelerinin gizli özneleri, yaslanacak yorgan altı korkularımıza...
O sabah anneannemin evin altındaki ahırda mallara yal verirken çıkardığı gürültüyle uyanmıştım. Zaten Karadeniz’de eski evler yarı taş yarı ahşaptır. Sıva niyetine de kızıla yakın özel bir toprak kullanılır. O gürültüyü o ahşap duvarların ardından duymamanız imkansız yani. Sıkı bir kahvaltı yapıp annanneme tarlaya dedemin yanına gideceğimi söyleyince "Fındık bahçesinin içinden git orman yolundan gitme" demişti. Tabi o çocuk aklıyla neden böyle dediğini anlamamış yine de peki deyip bahçe içini kullanmıştım.
Dokuz ya da on yaşlarımda, yanılmıyorsam Mayıs sonu Haziran başlarıydı ancak hava çok sıcaktı. Bizim buralarda o mevsim fazla sıcak olmaz normalde ama o sene istisnaydı. Hatta kuraklık bile olmuştu. Muhtemelen beş dakika öncesinde gövdesine yapışmış halde çıkardığı mintan(gömlek), fasulye çangalının üzerinden yeni yeni yüz tutmuştu kurumaya. Canhıraş kazmayı kaldırıp vurunca, alnından sıçrayan her ter damlası toprağa kavuşmadan havada buharlaşıyordu. Belki de bu yüzden bu kadar açık ve net kalmış bu hatıra aklımda, bilmiyorum. Top sahasının yanındaki araziyi yeni almıştı. Ya da sahibinin izniyle sebze tarlası olarak kullanacaktı. Bunu iyi hatırlamıyorum. Üzerinden onyedi onsekiz sene geçince bazı detayları unutuyoruz haliyle. Tarlaya girer girmez beni görünce dudağında beliren tebessümü hatırlarım. Kazmayı bırakıp ensesi ve mintanının arasına sıkıştırdığı mendille yüzünü sildikten sonra elini yavaşca cebini götürmüş ve “Al bakalım fırlama bu da senin nasibinmiş. Cebimde biraz terlemiş ama yine de seversin" diyerek bana bir kestane uzatmış, ben de afiyetle yemiştim. Bir müddet tarlada oyalandıktan sonra susadığımı hissedip "Dede ben eve gidip su içeceğim" dememle koşarak evin yolunu tutmam bir oldu. Ormanın içinden geçen patika yola koyuldum ve hızlı adımlarla yürümeye başladım. Hem çok susamıştım hem de korkuyordum. Guguk kuşlarının sesini dinlerken önümde beliren limon sarısı yılanı farkedince donakaldım. İşte o an anlamıştım anneannemin neden bana bahçe yolundan git dediğini. Karşımda hareketsizce duran, hem onu ürkütmemek hem de bana zarar vermeyeceğini düşünerek üzerinden atlama gafletinde bulunduğum o sarı varlığın müthiş bir hışımla ayağıma dolandığını ve dolanmasına rağmen beni neden sokmadığı hala kafamı karıştırır. Dedem "Allah çocukları bizden daha fazla korur" derdi, doğruýmuş meğer. Ve ben yemin ederim hayatımda o kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Öyle ki eve vardığımda yüzümü bembeyaz gören anneannem "Oğlum noldu sana böyle" demiş hemen yanıma gelerek beni tuttuğu gibi çeşmenin altına sokmuştu.
Sırf torunu patika yolda yılan gördü ve o korkuyu yaşadı diye ormanı otuz derece sıcakta, karadenizin o meşhur nemli ikliminde beş metre derinliğinde bir hafta boyunca tırpanlayan, küçükken mısır ekmeğini sevmediğim için 35 km ‘lik yoldan gelen ekmek arabasını her sabah namazından sonra kaçırmamak için kulağı yolda bekleyen adam... Her süt sağışında kaymağını ayırıp, isteyen yayla komşusuna “Olmaz uşağa ayırdım" diyen, kendisi çok sevmemesine rağmen ve kocasının "Neden bu helvayı darı unuyla kavurmadın?” serzenişlerini muhtelif bahanelerle geçiştiren koca yürekli kadın bir kere bile olsun kucağına alıp "Canım torunum" diyerek sevmese de olurdu.
Ben, dört gün evvel bu iki insanı yayla dönüşü geçirdikleri bir trafik kazasında kaybettim. Böyle bir acı yok, böyle bir acının tarifi de yok. Çocukluğunuza ve yüreğinize sığdıramadığınız insanları, beyaz bir örtüyle sardıktan sonra herbiri iki metre kare çukura sığdırıp üzerine toprak atarken, gözyaşlarınız elinizdeki küreğe damlarken anlıyorsunuz insanoğlunun aslında ne kadar aciz bir varlık olduğunu. Bir sonraki bayram ellerini öpmek için gideceğiniz,gidemeseniz de arayıp sesini duyacağınız insanların artık konuşamayacağının farkına varınca anlıyorsunuz...
Toprağınız bol,mekanınız cennet olsun.
Yorumlar
Yorum Gönder